Sevdiklerime Bir Mektup
Bu yazıyı çok kez yazmaya çalıştım. Kendi duygularım da yerinde olmadığı için kelimeleri de sıralayamadım. Çok şey yaşıyorum, çok yoğunum ama bir de sen varsın. Sanırım o malum telefon görüşmesinin sonumuz olduğunu anladım artık. “Sonumuz” değil, senin benim hakkımdaki sonundu. Benim senin hakkındaki sonum ise karşında kötü durumda olan bir kızın halini görememen olmuştu. Yine de insan vazgeçemiyor sanırım. Bilmiyorum. Eskiden böyle değildim ben sanki. En azından ne istediğimi bilirdim. Gerçi beni sevmeni hala istiyorum ama sevmeyeceğini biliyorum. Çiftlerin fotoğraflarına baktıkça senle beni koyuyorum kafamda. Çok güzel oluyor ancak aynı zamanda çok da yersiz kalıyor. Sekiz yıl içinde New York’da görüşmezsek tabi.
Not: Şimdi düşünüyorum da sen bu yazının bu kadarını ancak hak ediyorsun. Daha fazla yazamıyorum senin hakkında. Ne kadar harika bir insan olursan ol, sen Deniz değilmişsin. Şimdi anlıyorum.
***
Sevdiğim Diğer Kişilere Bir Mektup
Hepinizi seviyordum. Artık sevmiyorum. Tamam.
***
Geleceğe Bir Mektup
Neyi değiştirmek zorunda kalırsam kalayım, kimi ezmek zorundaysam ezeyim… Yine de bütün yolların sonu yine de 10015 km sonundaki yere çıkıyor. Çıkmıyorsa da yollar yeniden şekillenebilir. Geliyorum, bir şekilde… Hangi şekilde olursa olsun… Ama geliyorum. Ve kendime bir yer açacağım.
Educating Rita (1983)
Film yazılarımı artık burada yazıyorum.
Last Bitch On Earth
Film yazılarımı buraya aldım ve filmlerle ilgili yazı yazmaya burada devam edeceğim.
Hayatımda pek bir şeyler olmadığı için buraya da pek bir şeyler yazamıyorum tabi. Ayrıca senaryolarım falan da var. Ancak yazın bol bol film yazısı yazacağımı söyleyeyim. Hatta Disney Klasiklerinden başlamayı düşünüyorum. Kendime bir yaz programı oluşturdum sanırım böylece. Yaklaşık kırk tane film var. Önce onları yazacağım, sonra da kült filmlere geçmeyi planlıyorum.
High bunnies.
Ağlamak nedir diye sorsalar, budur derim. Gözlerinizden bir damla bile yaş akmıyorken boğazınızdan aşağı bir şeyler inmesi. Yutkunamamak. Başkalarıyla aynı seviyede olduğunu düşünerek kendini kandırmak derim. Ağlamak budur işte.
Bu kadar kolay vazgeçen biri miydim ben? Belki de öyleydim. Kendimi Rachel gibi olmakla kandırmışımdır belki de kim bilir. Nasıl bu kadar sıkıştım hayatta, ne ara işleri bu kadar karmaşıklaştırmayı öğrendim bilemiyorum. Bazı kararların bu kadar zor verilebileceğini bilmiyordum. Yapabileceklerimle yapmak istediklerim bir savaşta sanki…
Bu bir aşk yazısı değil, bu acı da değil. Bir karar yazısı bu. Hayalimin peşinden gideyim dersem oraya ulaşırım ama ne olacağım belli olmaz. Mantığımın peşinden gideyim dersem asla New York’a ulaşamam çünkü o kadar zamanımı da boşa geçiremem. Allah kahretsin demek istiyorum. Bütün hayallerim bugün yıkıldı ya. Bazı insanlar ne kadar da şanslı doğuyor öyle… Keşke ben de öyle olsaydım.
Ne yapmalıyım? Bilmiyorum. Ne düşünmüştüm ki? Gidebileceğimi mi? Gidebileceğim en uzak yer en küçük parçasından bile nefret ettiğim İstanbul, kalabileceğim yer taşına kadar iğrendiğim Ankara. Doktor olmazsam ne olacağım… Hiçbir şey. Senarist olursam nasıl para kazanacağım? Yeteneğim var mı ve varsa bile bu yetenek keşfedilecek mi? Ne yaptım ki bu kadar umutsuz kalmak için…
Lanetliyim ben.
Sevmemekle, sevilmemekle ve hayal kuramamakla lanetliyim.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal… Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal! Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, ‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın. Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana va’dettiği günler hakk’ın… Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı: Düşün altında binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda. Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım, Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!
Dashboard’a ettin diyenler unf edebilirsiniz. Ben bu marşı blogumda görmek istiyorum.
Bunu reblogladım ya,kesin unf yerim.
Forever reblog
bunu reblogladım diye unfollow edeceksen bi an önce unfollow et ve bir daha da girme bloguma!
(delimiyimne gönderdi)
Bugün size 2010 yapımı ancak yeni izlediğim bir filmi yazacağım: Kick-Ass.
Öncelikle Chloe Grace Moretz‘e sapıklık derecesinde olmasa da çok büyük hayranlığım bulunduğunu söylemek zorundayım. O kızla aynı yaşta olmak, hatta kızın benden sadece 9 gün küçük olduğunu düşünmek beni öldürüyor. (Burada bir deyim kullanmayı amaçlamıştım ancak İngilizce yazı yazmaktan deyimlerimizi unutmuşum, Allah belamı versin.) Chloe’yi Dark Shadows‘da görmüştüm ilk. Sonra filmlerini izlemeye başladım. Gerçekten yaşına göre çok iyi bir oyuncu. İnsanların Hit-Girl’e neden böylesine aşık olduklarını önceden bilmiyorum ancak şu saniye saçımı mora boyatmayı bile düşünüyor olabilirim. Filmi izlemeye başlayınca ne zaman gelecek bu kız diye düşündüm durdum ancak gelince mal gibi kaldım. Baktım ki minicik bir şey bu. Sonra benimle aynı yaşta olduğunu hatırladım, filmin 2010 yılında çekildiğini hatırladım yani Chloe 13 yaşındaydı. Allahım kıza bak on üç yaşında neler yapıyor… Bir de bana bak. Krizler, krizler. Bu arada ikinci filmde baya büyümüş olarak karşımıza çıkıyor ve aşırı güzel bir kız. “Game on cock suckers.” deyişini unutmayın bu kızın.
Evan Peters‘la devam etmezsem günah işlemiş olacağımı düşünüyorum. American Horror Story‘de tanıştım psikopat Tate bu sefer çok önde olan bir karakter değildi. Hatta öylesine duruyordu. Esas oğlanın yakın arkadaşı olduğu için filmde pek bir etkisi yoktu, zaten ikinci filmde yokmuş. Öğrendim ve üzüldüm. Hit-Girl’le mükemmel olurlardı.
Lyndsy Fonseca‘yı ise esas oğlanımızın aşık olduğu ancak ulaşamadığı güzel kız rolünde görüyoruz. Onu Nikita‘da sürekli insanları döverken görmüşken böyle bir filmde ancak bilgisayar karşısında ağlaması bünyeme ağır geldi. Ben de ağladım o sahnelerde. En romantik, en acıklı filmlerde ağlamayan ben Kick-Ass’de kıçımı yırttım, evet.
Red Mist rolündeki Christopher Mintz-Plasse o zamanlar kaç yaşındaydı bilmiyorum ancak şu an imdb sayfasına bakıyorum ve hayvan gibi. Ya yaşını küçük gösterdiler filmde ya da üç yıl içinde üç kat falan büyüdü adam. Filmde aşırı gıcık oldum itiraf edeyim, çok da beğenmedim çünkü genelde boş boş bakmaktan ve kapı dinlemekten başka bir iş yapmıyordu. Ancak ikinci filmde karşımıza The Motherfucker diye çıkacak ve fragmandaki halinden baya umutluyum.
Filmin başında kafamı masaya çarpa çarpa güldüğüm kişi Nicolas Cage‘di. Ancak karakteri ne şaka yapan ne de bir komik hali olan biriydi. Yarıla yarıla güldüğüm şey bıyık-sakal karışımı şeylerdi. Hatta arkadaşıma “Şu filmi izle Nicolas’ın bıyıklarına ağlayacaksın.” dedim. Normalde onu hep baş rollerde görmeye alışık olduğumdan burada biraz garip geldi. Bu arada filmde Batman kostümünde Big Daddy‘yi oynuyor. Size de emin olmadığım bir bilgi vereyim, emin değilim ama haberiniz olsun: Sanırım Batman rolü için Cage’e teklif göndermişler ancak rol için doğru olmadığını söyleyip geri çevirmiş. James Bond rolü için de olabilir. Her neyse… Eğer adamın içinde kaldıysa bu filmde Bid Daddy’yle Batman olayını da çözmüş oldu.
Filmin baş rolü olmadan kapatmayacağım yazıyı. Hatta biraz daha uzun yazmayı planlıyorum. Aaron Taylor-Johnson filmimizin esas oğlanı Dave/Kick-Ass olarak karşımıza çıkıyor. Genelde hiç oyunculuğa bakmadan filmlerde bir karakteri sevip sevmemeyi tipine göre belirlediğim için filmin başında pek ısınamadım. Ancak Dave bir bıçaklandı, o zaman öldüm bilgisayarın başında. Big Daddy’yle yakalandıkları zaman ağlamaktan gebertsem de kendimi filmin sonunda bir bakmışım, “Çok tatlı buuu.” diye bağırıyorum. Yine de adam gibi bir yönden bakacak olursak böyle bir gençlik filmi için çok doğru bir seçim olmuş. Hatta gençlik filmini klasik kategorisinden çıkarıp gerçek bir kahramanlık filmi yapmış. İkinci film için fragmanda doğru gördüysem baya kas yapmış.
Oyuncuları bitirdiğime göre aklımda kalan diğer şeylere geçebilirim. Öncelikle filmde aksiyon ve heyecan asla düşmüyor. Genel olarak aksiyon filmlerinden nefret ederim ancak Kick-Ass bu sahnelerde insanı hiç sıkmıyor. Aksine çığlık attırıyor. Müziklere gelince açıkça söylemeliyim ki filmlerde Joan Jett‘in Bad Reputation şarkısının kullanılması yetti artık. Başka kick ass şarkı mı yok abi? Hayır, şarkı çok güzel evet ama her şeye de koyulmaz. Bir ölçü var. Sanırım filmle ilgili aklıma gelen tek kötü yön de bu şarkının kullanılmasıydı.
Bu arada ikinci filmde kadroya Jim Carrey katılıyor.
Basit bir film gibi gelebilir ancak film bittiğinde söyleyeceğiniz şeyi söylüyorum:
- That was… fucking awesome!
“I always wondered why nobody did it before me. I mean, all those comic books, movies, TV shows. You think that one eccentric loner would’ve made himself a costume. I mean, is everyday life really so exciting? Are schools and offices so thrilling that I’m the only one who fantasized about this? Come on, be honest with yourself. At some point in our lives we all wanna be a superhero.”
Anonim sordu: Bu değerlerle alakalı bi şey değil ama. Dostum dediğin insan ne hata yaparsa yapsın onu tutup kaldırman gerekmez mi? Arkaya bakmadan gitmek neyin değeri olabilir.
Haklısın aslında. Ancak demek istediğim şey dostu öylece bırakıp gitmek değil. Sadece onun kavgasına katılmaktan bahsediyorum ben. Mesela bir olay olsa bir arkadaşım ve diğer insanlar arasında, açıkçası geride kalmayı tercih ederim. Yine de arkadaşımı bırakmam ama, onun hatalarını düzeltmesine yardım ederim ve onu kaldırırım dediğin gibi. Yani demek istediğim şey kavgaya katılmam ama yine de dostumun yanında dost olarak kalırım.





1